Tarihçe

Urartu Araştırmaları

    Anadolu'nun geçmişi binlerce yıl öncesinde bile birçok kültüre örnek ve temel teşkil etmişse bile Türkiye'de ve özellikle Doğu Anadolu Bölgesi'nde yapılan arkeolojik araştırmalar ne yazık ki hiç de uzağa, yüzyıllar öncesine gidemiyor. Öncelikle "İlkönce Anadolu üzerinde yaşayan ve Anadolu kültürünü özümseyebilmiş araştırmacı ve bilim adamları çalışmıştır bu topraklarda" diyemiyoruz. Çünkü maalesef en son yine biz, yani bu ülkenin bilim adamları farkına varmıştır, nerede yaşadığımızın.

    Doğu Anadolu ve Van Bölgesi'nden eserlerinde bahseden bilim adamlarına bakacak olursak; M.S. 5. yüzyılın önemli tarihçilerinden Khroneli Movses, Van Kalesi'nin nasıl yapıldığını anlatan ilk tarihçidir. Khroneli Movses Urartu Krallığı'nın başkentliğini yapan ve Van Gölü kıyısında kayalıklar üzerinde yükselen büyük Van Kalesi'nin Assur Kraliçesi Şamiram (ya da Semiramis) tarafından ınşaa edilmiş olduğunu yazmaktadır. 1655 yılında Van'a gelen Evliya Çelebi, Van Kalesi kayalığından doğal biçimini "çökmüş bir deveye" benzetmekte ve Urartu Krallığı'nın başkenti Van Kalesi'ni detaylı bir biçimde anlatmaktadır. Daha sonra, Urartu Krallığı'nın başkentliğini yapan Van Kalesi'ni ziyaret eden batılı gezginlerden, 1668 yılında Poullet, 1739 yılında da ünlü gezgin Charles Texier Van Kalesi kayalığının gravürlerini çizmişlerdir

    Khoroneli Movses'in eseri Avrupa'da Doğu bilimcilerin ilgisini çekmiş ve bu ilgi, 1827 yılında Fransız Asya Araştırma Cemiyeti tarafından Türkiye'ye gönderilmiş bulunan genç arkeolog Friedrich Edward Schulz'un Van Gölü'nün doğu kıyısında yükselen anıtsal mimari kalıntılarından raporunda söz etmesi üzerine daha da artmıştır.

    Schulz, yaptığı titiz çalışmalar neticesinde burada kayalar içine oyulmuş odalarla, kaya duvarlarına çivi yazısı ile yazılmış yazıtlarla karşılaşmış ve bu yazıtları kopya etmiştir. Movses'in eserinde bahsettiği Semiramis Kanalı'nın duvarlarında ve yakınlarında bulunan yazıtların bir kısmını tespit etmiş ve gün ışığına çıkarmıştır. Schulz'un 1828 yılında Paris'e göndermiş olduğu arkeolojik malzeme ancak 1840 yılında yayımlanabilmiştir. Bu malzeme, Schulz'un gün ışığına çıkartmış olduğu 42 adet çiviyazısı kopyasını, Van Kalesi'nde kayalar içine oyulmuş kral mezar odalarının ve daha bir sürü kalenin tanımını içermektedir. Schulz'un Hakkari (Çölemerik) yakınlarında öldürülmesinden sonra uzun bir süre Van Bölgesi'nde herhangi bir arkeolojik araştırma yapılmasına fırsat bulunamamıştır.

    19. yüzyılın sonlarına doğru dünya eski eserler piyasasında Van ve dolaylarından gelen Urartu eserlerinin sayısında büyük bir artış görülmesinin nedeni şüphesiz ki yapılan kaçak kazılar ve kazı alanlarının denetimsiz bir halde olmasıdır. Öyle ki Urartu Krallığı'nın Van Ovası'ndaki diğer krali kenti Toprakkale'de yapılan kaçak kazılardan elde edilen bir çok paha biçilmez Urartu eseri, 1877 ve 1885 yılları arasında Londra'daki British Museum, Paris'teki Louvre ve Berlin'deki Berlin Müzesi'nde sergilenmeye başlanmış ve hatta bir çok özel koleksiyonerin eline geçmiştir.

    Kaçak kazılar sonucu ortaya çıkan görkemli eserler, Van Bölgesi'ndeki ilk sistematik arkeolojik araştırmaların başlamasına neden olmuştur. 1877 yılında, İstanbul'da ilk kez Urartu eserlerinin piyasalarda görülmesinin ardından, arkeolog Henry Layard, asistanı Hormuzd Rassam'ı Van'a yollamıştır. Rassam, Layard ile birlikte çalışmış ve Asur saraylarının gün ışığına çıkarılıp bilim dünyasına tanıtılmasında büyük bir rol oynamıştır.

    1879- 1880 yıllarında ise Londra'daki British Museum'dan Van'a gönderilen bir bilim heyeti Van'daki İngiliz konsülü Captain Clayton başkanlığında ilk arkeolojik araştırmalara girişmiştir. Bu kazılara Rassam ile birlikte Dr. Reynolds adında bir Amerikalı misyoner de katılmıştır. Toprakkale'den istedikleri ölçüde bir başarı sağlayamayan arkeologlar burasını Asur etkisinde kalmış bir kazı alanı olarak değerlendirmişler ve buluntuları British Museum depolarında kaderlerine terk etmişlerdir. Ancak 80 yıl sonra R. D. Barnett, bütün bu buluntuları dikkatli bir biçimde incelemiş ve yayınlamıştır.

    Bundan sonra 1898 yılında bilim adamlarından C. F. Lehmann- Haupt ve W. Belek başkanlığında bir Alman Arkeoloji heyeti Toprakkale'de yeniden kazılara başlamıştır. Burada yapılan ilk kazı ile C. F. Lehmann-Haupt'un kazısı arasında geçen uzun süre içinde Toprakkale yeniden hazine arayıcılarının talanına boyun eğmek zorunda kalmış ve ağır tahribatın izleri görkemli kentte kalıcı olmuş, İngiliz kazı heyeti tarafından gün ışığına çıkartılmış olan Haldi Tapınağı'na ait büyük kesme taşlar da halk tarafından götürülmüştür. C. F. Lehmann-Haupt da umduğunu elde edememiş ve çıkarılmış olan buluntular Berlin Müzesine getirilmiştir. Orada uzun yıllar bir köşeye atılmış olarak kalmıştır. Ancak yarım yüzyıl sonra C. R. Meyer- H. Hauffmann- J. Friedrich bu malzemeleri inceleme olanağını bulmuştur.

    C. F. Lehmann- Haupt ve W. Bleck tarafından Doğu Anadolu Bölgesi'nde yapılmış olan geziler kitap halinde yayınlanmış ve bu bilgiler daha sonra Urartu Krallığı'nın merkezi bölgesinde araştırmalarda bulunanların en çok yararlandıkları eser olmuştur.

   Birinci Dünya Savaşı'ndan önce 1911-1912 yıllarında I. A. Orbeli yönetimindeki bir kazı heyeti Toprakkale'de yine araştırmalara başlamıştır. Bundan sonra 1916 yılında Rus Arkeoloji Cemiyeti, N. J. Marr yönetimindeki bir kazı heyetini Van'a göndermiş ve Toprakkale'deki çalışmalar sürmüştür. Buna karşılık I.A.Orbeli yönetimindeki kazı heyetinin sistematik çalışmaları sonucu, Van Kalesi'nin kuzeydoğu tarafında, bugün Analı Kız olarak adlandırılan iki kaya nişi içinde, üzerine yazıtlı bir taş stel ele geçirilmiştir. Bu taş stel üzerindeki çivi yazısında Urartu Kralı II. Sarduri (M.Ö. 764- 735) zamanındaki olaylardan söz edilmektedir. Rus heyetinin ardından 1938 yılı yazında K. Lake başkanlığında bir Amerikalı bilim heyeti daha önceki araştırmalar sırasında gün ışığına çıkartılmış olan buluntuların tarihlendirilmelerini kontrol etmek amacıyla Van Kalesi ve Toprakkale'de çalışmalara başlamışsa da önemli bir sonuç elde edememişlerdir. Kısmen duran Urartu Arkeolojisi ile ilgili çalışmalar Güney Mezopotamya'ya kaymıştır.

   Merkezi Urartu Bölgesi'ndeki çalışmalarının durması ardından arkeologlar Urartu Krallığı'nın kuzey sınırında yer alan Kafkasötesi Bölgesi'nde kazılara başlamışlardır. 1880 yılında Armavir çevresinde küçük bir kazı yapılmış ancak önemsiz bazı buluntular elde edilmiştir. İlk arkeolojik kazılara Taşburun adındaki bir köyün yakınlarında başlanmıştır. 1939 yılında B.B. Piotrovski başkanlığındaki bilim heyeti Erivan yakınındaki Karmir- Blur adlı tepede ilk sistematik kazılara başlamıştır. 1950 yılında Erebuni(İrpuni) kentinde kazılara başlanmış ve daha sonra kazılar K. Ogenesjan başkanlığında bir ekip tarafından sürdürülmüştür. 1964 yılında B. Arakeljan ve A. A. Martirosjan tarafından Armavir yakınında yer alan Armavir- Blur ve Davida adını taşıyan tepelerde yeniden arkeolojik kazılara başlanmıştır.

  1991 yılından sonra ise Alman ve Amerikalı arkeologlar bölgede yeni yüzey araştırmalarını sürdürmüşler ve Horum'da da yeni kazı çalışmalarına başlamışlardır.

   Kafkas ötesi araştırmaların devam ettiği 60'lı yıllarda Kuzeybatı İran Bölgesi'nde ki Urartu merkezlerinde de kazı ve yüzey araştırmaları yapılmaktaydı. 1968 yılından beri Tahran'da Alman Arkeoloji Enstitüsü başkanı Dr. W. Kleiss başkanlığındaki araştırma heyeti, Kuzeybatı İran'da her yıl düzenli araştırmalara başlamıştır. Araştırmalar neticesinde ekip Kuzeybatı İran'da önemli bir Urartu yerleşim merkezi olan Bastam'da kazılara başlamıştır. Kazılarla Bastam'ın bu bölgenin ekonomik, askeri ve yönetim merkezi olduğu anlaşılmıştır.

    Araştırmalar ve Batsam kazısının çalışmaları 1980 yılında durdurulmuş ve İran yönetimi çalışmalara bir daha izin vermemiştir. Ayrıca Bağdat'ta bulunan Alman Arkeoloji Enstitüsü başkanı R. M. Boehmer tarafından yürütülen Ardini (Assurca Muşşaşir) Tapınağı ve kentinin yerinin araştırılması da 1980'li yıllarda İran- Irak savaşları sırasında Bağdat'taki Alman Arkeoloji Enstitüsü'nün kapanması ile son bulmuştur.

    1956- 1957 yıllarında C. A. Burney, Van Bölgesi'nde yer alan eski kaleleri yeniden gözden geçirerek, daha iyi ve ayrıntılı bir biçimde inceleyebilmek için Türkiye'ye gelmiş ve G.R.J. Lawson ile birlikte birçok Urartu yerleşmesinin planını ayrıntılı bir biçimde çizmiş ve yayınlamıştır. C. A. Burney ayrıca 1966 yılında Varto yakınlarındaki Kayalıdere Kalesi'nde kazı yapmıştır. Yarım kalan Kayalıdere kazısı ardından Burney'den sonra P. Hulin ve M. Salvini bu bölgede saptamış olduğu diğer yazıtları yayınlamıştır. Bu gibi çalışmalar kısa bir zaman sonra merkezi Urartu bölgesindeki arkeolojik faaliyetlerin artmasına ön ayak olmuş ve Türkiye'deki ilk Urartu kazısını Erzincan Altıntepe'de Prof. Dr. Tahsin Özgüç yürütmüştür.

    1959 ve 1963 yılları arasında Türk arkeologları birçok Urartu yerleşmesinde kazıları sürdürmüşlerdir. Van Kalesi ve Toprakkale kazıları, Prof. Dr. Afif Erzen ve arkadaşları tarafından sonuçlandırılmıştır. Yine 1959- 62 yılları arasında Prof. Dr. Afif Erzen ve arkadaşları Van Gölü'nün hemen kuzey kıyısında yer alan Erken Demir Çağı'na ait Ernis- Evditepe Nekropolünde kazılarını sürdürmüşlerdir. Toprakkale'de daha önce British Museum kazıları sırasında gün ışığına çıkartılmış olan tapınak da daha ayrıntılı incelemelere başlanmıştır. Doğa ve insan eliyle büyük bir tahrip görmüş olan kazı alanında arkeologlar, ayrıca birçok yapı kalıntısını da ortaya çıkarmayı başarmışlardır.

   Adilcevaz yakınlarında Kef Kalesi adını taşıyan tepede, Prof. Dr. Emin Bilgiç ve Prof. Dr. Baki Öğün başkanlığında 1964 yılında kazılar yapılmış ve özenli çalışmalar neticesinde dikkate değer veriler elde edilmiştir. Prof. Dr. Baki Öğün. Patnos Bölgesi'nde yer alan çok sayıdaki Urartu mezarları üzerinde çalışmalarını sürdürmüştür.

    Prof. Dr. Afif Erzen tarafından 1961 yılında Van-Çavuştepe kazı çalışmaları başlatılmıştır.

  Prof. Dr Afif Erzen'in İstanbul Üniversitesi adına yürüttüğü kazı çalışmaları İstanbul Üniversitesi'nin Doğu Anadolu'da yapacağı ve yürüteceği bilimsel çalışmaların başlangıcı olmuştur. Çünkü bu tarihten itibaren İstanbul Üniversitesi'ne bağlı bilim adamları Doğu Anadolu Bölgesi'nde günümüze değin kesintisiz olarak çalışmalarını sürdürmüşlerdir.

  Asıl önemli nokta Çavuştepe Kalesi'nin çok önemli ve seçkin bir görevi başarıyla üstlenmiş olmasıdır. Prof. Dr. Afif Erzen başkanlığındaki Arkeolog ve Araştırmacı ekibin yani Çavuştepe Kazılarına katılan değerli hocalarımızın da kabul ettiği ve her zaman andıkları gibi Çavuştepe Kalesi Kazıları’nın bir uzun soluklu okul vasfı taşımış olması Çavuştepe Kazılarına önemli bir misyon kazandırmıştır. 60'lı yılların tutkulu ve bilime aşık genç asistanları günümüzün genç ve istekli bilim adamlarına bu okuldan kalan belki de en büyük mirastır.

   Arkeolojik çalışmaların çağdaş ve tam anlamıyla tüm bilimsel gereklerin yerine getirilerek yapılması için hemen her şeyden önce uygun depolar, çizim odaları, fotoğrafhane, laboratuar, konferans salonu, mutfak, yemek salonu, yatak ve dinlenme odalarının yer aldığı modern araştırma merkezlerinin gerekliliği yadsınamaz. Bu amaçla İstanbul Üniversitesi bünyesinde sürdürülen kazı ve yüzey araştırmalarından Antalya'da yapılan çalışmalar için 1954 yılında Antalya'da; Doğu Anadolu'da sürdürülen çalışmalar için 1967 yılında Van'da; Trakya'da sürdürülen çalışmalar için 1973 yılında Edirne'de modern Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezi binaları ve ek tesisler yaptırılmıştır. Her Arkeoloji Merkezi için ayrı ayrı yönetmelikler hazırlanarak yürürlüğe girmiştir. Ayrıca Samsun- Bafra'da, Diyarbakır- Çayönü'nde kazı evleri kurulmuş ve bilim adamlarının hizmetine sunulmuştur. Adı geçen araştırma merkezleri, kısa sürede kuruldukları bölgedeki tarihi ve doğal sit alanlarının saptanmasına ve korunmasına yönelik geniş kapsamlı projelerin oluşumuna ve gelişmesine ön ayak olmuşlardır. Ayrıca bu Merkezler ve buralarda büyük bir özveriyle çalışan bilimadamları ürettikleri projelerin takipçisi ve denetçisi olarak kültürel mirasın sahipsiz olmadığını açıkça göstermişlerdir.

Van Bölgesi Tarih Ve Arkeoloji Araştırma Merkezi

   Prof. Dr. Afif Erzen'in İstanbul Üniversitesi'ne bağlı olarak 1967 yılında Van İlinde kurduğu Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezi, Urartu'nun merkezi bölgesinde yapılan çalışmaları hızlandırmıştır. Merkez kuruluşundan günümüze, sağladığı olanaklar ve verdiği teorik ve uygulamalı eğitim ve öğretimle 1967 yılından beri birçok bilim insanını bilim dünyasına kazandırmıştır. Modern ve çağdaş arkeoloji enstitülerini aratmayacak imkanları ve donanımlı bilim insanlarının özverili çalışmaları sayesinde, güneyde Irak- Suriye sınırından kuzeyde Kafkasya'ya, doğu'da İran sınırından batıda Fırat Irmağı'na değin uzanan dağlık bölge sistemli bir biçimde araştırılmıştır.

   Enstitünün İstanbul Üniversitesi'nden oluşan üyeleri, Urartu öncesi ve Urartu döneminin kültürel ve siyasal tarihine büyük katkıları olan bir dizi çalışma yapmışlardır. Sistemli olarak yürütülen bu çalışmalar, son yıllarda gittikçe artmıştır. Özellikle yapılan çalışmalar son 30 yıl öncesine değin çözümlenemeyen ve büyük bir giz gibi kalan sorunlar üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu çalışmaların başında "Doğu Anadolu Bölgesi'nde M.Ö. II. Binyılı Boya Bezemeli Çanak Çömlek Kültürü", "Erken Demir Çağı Kültürü", "Urartu Krallığı'nın Van Gölü'nün Güneyindeki Yayılımı", "Urartu Karayolu Ulaşımı", "Urartu Baraj, Gölet ve Sulama Kanallarının Saptanması", "Urartu Taş Ocakları ve Atölyelerinin Saptanması", "Doğu Anadolu Bölgesi'nde Hammadde ve Maden Yatakları ile Madencilik Atölyelerinin Saptanması" gelmiştir.

   Van ilinin 70 km. güneydoğusunda yer alan Giyimli (Hırkanis) köyünde kaçak kazılar sonucunda bugüne değin eşine çok az rastlanan büyük bir Urartu definesi ele geçirilmiştir. Binlerce tunç levha parçasından oluşan define, Anadolu ve özellikle Avrupa ve Amerika müzeleri tarafından satın alınmıştır. 1974 yılında Prof. Dr. Afif Erzen Başkanlığında Prof. Dr. Veli Sevin ve Prof. Dr. Oktay Belli'nin de aralarında bulunduğu bir ekip burada bir dönemlik kazı yaparak, kalenin ve definenin bulunduğu yapıların planlarını ortaya çıkartmıştır. Tunç levha parçaları üzerindeki resimler, Urartu Krallığı'nın "geç dönem sanatı" ile "halk sanatını oldukça zenginleştirmiştir.

   İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezi bilim kurulu üyesi olan Prof. Dr. Ali M. Dinçol ve Prof. Dr. Belkıs Dinçol Doğu Anadolu Bölgesi'nde yeni bulunan çok sayıdaki çivi yazılı Urartu kaya ve İnşa yazıtı ile stelleri yayımlamışlardır. Yayımlanan bu yeni yazıtlar, Urartu Krallığı'nın tarihi coğrafyası ve epigrafyasının gelişimine büyük katkılar sağlamıştır. Her iki değerli dilbilimcinin 1975 yılından beri süregelen çalışmalarının değeri çok büyüktür.

   1980- 86 yılları arasında Elazığ - Malatya Bölgesi'nde Fırat Irmağı üzerinde yapılan Karakaya ve Karababa barajlarının suları altında kalan höyüklerde kazılar yapılmış ve bölgede çok sistemli arkeolojik yüzey araştırması sürdürülmüştür.

   1986 - 91 yılları arasında Prof. Dr. M. Taner Tahran başkanlığında bir heyet Urartu Krallığı'nın başkentliğini yapan Van Kalesi ve bunun hemen kuzey eteğinde yer alan Van Kalesi Höyük'te kazı çalışmalarını sürdürmüştür. Van Kalesi kayalığı içine oyularak yapılan Urartu Krallarına ait mezar odalarının planları sağlıklı bir şekilde yapılmış ve yayımlanmıştır. Bu araştırmalar sonucunda, "Yeni Saray"a ait temel kalıntıları ortaya çıkarılmıştır. Bunlardan da önemlisi, Urartu Krallığı'nın başkenti Van Kalesi ve yakın çevresi Milli Park Projesi'ne dönüşmüştür. Ayrıca Van Kalesi Höyüğü'nde M.Ö. III.- I. binyılı kültür katları ortaya çıkarılmıştır.

   Prof. Dr. Altan Çilingiroğlu başkanlığındaki kazı heyeti Van Gölü'nün hemen doğu kıyısında yer alan Dilkaya Höyüğü'nde kazı çalışmasına başlamışsa da, höyüğün aşırı bir şekilde tahrip olması yüzünden, M.Ö. II. ve I. binyılı kültür katları tam olarak bulunamamıştır. Ancak bulunan nekropolde Erken Demir Çağı ve Urartu mezarları gün ışığına çıkarılmıştır. Aynı kazı ekibinin 1989 yılından beri yine Van Gölü'nün doğu kıyısında yer alan Ayanis Kalesi'nde başlattığı kazı çalışmaları, büyük bir başarıyla sürmektedir, dışkentteki kazılardan her yıl yeni veriler elde edilmektedir.

   Erçek Gölü'nün hemen doğu kıyısında yer alan Karagündüz Höyüğü'nde Prof. Dr. Veli Sevin başkanlığında sürdürülen arkeolojik kazılarda M.Ö. III. binyıl ve II. binyıl kültürleri ortaya çıkarılmış ve çevre kültürler ile ilişkileri araştırılarak İlk Tunç Çağ Kültürlerinin bölgede yayılım alanlarına açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Höyüğün 2 km. doğusunda Nekropolde sürdürülen kazılarda ölü gömme gelenekleri saptanmış ve ölü armağanı olarak mezarlara bırakılan demirden yapılmış yüzlerce eşya, alet, silah ve özellikle takılar ortaya çıkarılmıştır. Bir başka nekropol Hakkari'nin içinde bulunmuş ve burada kazı yapılmıştır. Yine Prof. Dr. Veli Sevin başkanlığında bir ekibin Van-Altıntepe'de yapmış olduğu kazı çalışmaları neticesinde çoğunluğu define arayıcıları tarafından tahrip edilerek soyulmuş onlarca Urartu kaya ve toprak mezarları ortaya çıkarılmıştır. Prof. Dr. Oktay Belli, Aşağı ve Yukarı Anzaf Kaleleri Kazıları ve Van Müzesi Başkanlığı’nda yapılan Yoncatepe Yerleşmesi ve Nekropolü Kazılarını uzun yıllar sürdürmüştür.

   Birçok olumsuzluğa rağmen çalışmalarını aksatmadan sürdüren Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezi Bilimadamları Doğu Anadolu Bölgesi'nde sürdürdükleri arkeolojik kazı ve yüzey araştırmalarını yayın haline getirerek bilim dünyasına başarıyla sunmuşlardır. Yapılan çalışmalar hazırlanan yeni projelere ışık tutmuş ve Merkezin bilim adamları çalışmalarını sınırlarımız ötesinde yapma ve buralara ilişkin projelerini hayata geçirme çabasıyla Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti, Kazakistan ve Kırgızistan’da Prof Dr. Veli Sevin, Prof Dr. Oktay Belli, Prof Dr. Aynur Özfırat ve daha birçok biliminsanı çalışmalarda bulunmuşlardır.

   Uluslararası bilim camiasında adını yaptığı çalışmalar ile duyurmuş onlarca bilim adamı Uluslararası Demir Çağları Sempozyumlarında bir araya gelerek yaptıkları araştırma ve kazıların neticelerini dünya ile paylaşırlar. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezi bu Sempozyumların ikisine ev sahipliği yapmış ve başarıyla verdiği bir nevi imtihandan sonra Uluslararası bir kurum olduğunu yaptığı yayınlardan sonra birde düzenlediği III. ve V. Anadolu Demir Çağları Sempozyumları (Anatolian Iron Ages Symposium) ile kanıtlamıştır.

   Aslında bir rastlantı ya da olağanüstü bir durum değildir bu geniş kapsamlı organizasyonların sorumluluğunu yüklenmek. Daha doğru dürüst arkeolojik araştırmaların yapılmaya başlanmasına yıllar varken 1944 yılında İstanbul Üniversitesi bilim adamları Van'da "Beşinci Üniversite Haftası"nı tertiplemiş ve geniş bir katılımın gerçekleşmesini sağlamışlardır. Bugün rahmetle andığımız, o zamanki İstanbul Üniversitesi Rektörü Tevfik Sağlam Hoca başta olmak üzere Sıddık Sami Onar, Hamit Nafiz Pamir, Sedat Tavat, Muhittin Erel, Ekrem Şerif Egeli, Ahmet Ardel, Arif Müfid Mansel, Naşit Erez, Hıfzı Timur, Cemal izzet Tekin, Halit Ziya Konuralp gibi değerli bilim adamları ve hocalarımız seri konferanslar vererek Van üzerine eğilmişler ve bu bölgede bilimsel çalışmaların başlamasına ve hızlanmasına ön ayak olmuşlardır.

   1967'den bu yana aynı binalarda hizmet veren Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezi, her yıl onlarca genç arkeolog ve araştırmacıya ev sahipliği yaparak hem Fakültelerde verilemeyen Arkeolojik ilmi esasları öğretmekte hem de verdiği bilgilerin pratiğe aktarılmasına olanak tanıyarak genç beyinlerin Arkeoloji ilmini kavramalarını sağlamaktadır. Birçok genç araştırmacının ufkunu genişleten, kimilerininse önüne hedefler koymasında yardımcı olan Merkezimiz bünyesindeki biliminsanları çalışmalarını büyük bir özveri ve başarıyla sürdürmektedirler.

   Araştırma merkezi iki binadan oluşmakta ve 13 dönümlük bir arazi üzerinde Van ili'nin merkezinde yer almaktadır. Ana binada; bir kütüphane, konferans salonu, çalışma salonu, restorasyon ve konservasyon laboratuarı, bilgisayar ve çizim odası, yemek salonu, mutfak, depolar ve yatak odaları vardır. Diğer binada ise tamamen, yatak odaları ve banyolar yer almaktadır.

   Türkiye'deki birçok kurum ve kuruluştan daha donanımlı ve modern olan Araştırma Merkezi binaları ve bünyesindeki hizmet birimleri, giderek artan talebi karşılayamaz duruma gelmiştir. 45 yıldır Doğu Anadolu Bölgesi'nde kesintisiz olarak yapılan çalışmalar hem bölgenin coğrafyasına hakimiyeti sağlamış hem de bu hakim unsur, ekibe yeni katılan genç bilim adamlarına kolayca aktarılabilmiştir. Sürekli kendini yenileyen Araştırma Merkezi bilim üyelerinin özverili ve başarılı çalışmaları farklı disiplinlerle çalışmayı gerektirecek boyutlara ulaşmıştır. Sadece arkeolojiden değil birçok farklı disiplinden, bilim dalından araştırmacı ve bilim adamının birlikte çalışabilmesine imkan veren Araştırma Merkezi gitgide bu talebi karşılayamaz duruma gelmektedir. Şimdiye kadar sanat tarihi, Osmanlı tarihi, yakınçağ tarihi, mimarlık, eskiçağ tarihi, türk-islam sanatı tarihi, coğrafya, botanik, jeoloji, gemoloji, antropoloji, osteoloji, zooloji ve genetik bilim dallarında uzman bilim insanlarıyla ortak projeler üreten Araştırma Merkezi bilim adamları, uluslararası bilimsel yeterliliği kabul görmüş yayınlarda bu projelerin neticelerini yayınlayabilmiş ve başarıyla bilim dünyasına yaptıkları çalışmaları duyurmuşlardır.

   Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Merkezi bölgede sadece bilimsel olarak değil sosyal bir misyonla da varlığını hissettirmektedir. En üzücü afetlerde bile Van’da üzerine düşeni İstanbul Üniversitesi’nin şefkatli eli olarak hayata sunmuş ve depremlerin acılarını bir nebze olsun yaraları sararak hafifletmeye uğraşmıştır.

   Bilimin modernliğini, sürekliliğini ve yeni açılacak ufukların genç beyinlere kesinlikle aktarılmasının gerekliliğini ilke edinen bir anlayışın merkezidir Araştırma Merkezi. Yarına kalacak, kalırken de paha biçilemez birikimini yarınlara sunacak. Bir okuldur Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezi. Bulunduğu bölgede yüksek öğretim ve eğitim veren üniversitelerden daha da köklü ve İstanbul Üniversitesi'ne bağlı. Bağlı olmasına bağlı ama belki de daha çok tanınmış.

08/03/2013
2683 defa okundu

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi

Ordu Cad. No. 196, 34459 Laleli / İstanbul

Tel: 0 (212) 440 00 00