Bölüm Tarihi

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Tarihçesi

Osmanlı toplumunda sosyolojiyi ilk gündeme getirenler, “devleti acilen kurtarma” kaygısıyla hareket eden Jön Türkler arasından çıkmıştır. Türkiye’de sosyoloji, dönemin toplumsal ve siyasal koşulları ile düşünsel ihtiyaçları sebebiyle bir devlet reformu fikri çerçevesinde gelişmiştir. İlk Türk sosyologlarının toplumsal dünyayla ilişkileri ve teorik/ampirik ilgileri de büyük ölçüde bu bağlam içinde şekillendi. Hedef, toplumun, devletin kurtuluşu için dönüştürülmesiydi. Sosyolojik bilgi bu hedef doğrultusunda bir araç olarak görüldü. Toplumun özellik, pratik ve deneyimleri de ancak devletin reform ihtiyaçlarıyla ilişkisi nispetinde önemsendi.

Osmanlı entelektüelleri Osmanlı Devleti’nin kurtuluşunu Batılılaşma politikalarında görüyor; pozitivist felsefe ve sosyoloji aracılığıyla Batı toplumlarının seviyesine ulaşabileceğimizi düşünüyor; bunu da sanayi toplumlarına yazılmış “ilerleme ve düzen” reçetelerini kendi toplumumuza uygulayarak başaracaklarına inanıyorlardı. Osmanlı entelektüelleri –özellikle de belli bir siyaset önerisinde bulunanlar– kendi düşünsel gelenekleriyle uyumlu ve siyasal hedeflerini bilimin sağladığı meşruiyet çerçevesinde savunmalarına imkân tanıyacak Batılı düşünürlerin eser ve fikirlerini Osmanlı dünyasına tanıttılar. Osmanlı ülkesinin koşullarını dikkate alarak, Batılı kavram ve kuramların serbest bir tercümesini yaptılar, Batılı sosyal bilim teorilerini Osmanlı Devleti’nin koşullarına uyarladılar. Türk sosyolojisinin ilk dönemlerinde bilinçli bir aktarmacılık hakimdi.

Sosyolojinin Osmanlı İmparatorluğu’ndaki “akademi öncesi” tarihi; Ahmet Şuayp, Ahmet Rıza, Mustafa Suphi/Suphi Ethem, Bedii Nuri ve Satı el-Husri gibi isimlerin telif-tercüme kitapları ve Servet-i Fünun (1891-1901), Ulum-u İktisadiye ve İçtimaiye Mecmuası (1908-1911) gibi dergilerde çıkan makaleleriyle başlar. Rıza Tevfik’in Maarif Mecmuası’nda Herbert Spencer etkisinde kaleme aldığı notları (1896) ve Hasan Tahsin’in Servet-i Fünun dergisinde yayımladığı Worms tercümesi, Osmanlı aydınlarının sosyolojiye ilk sistemli ilgilerini gösterir.

Bu dönemde pek çok düşünürümüz, Batı’da ortaya konan farklı yaklaşımları Osmanlı ülkesine taşıdı:

  • Le Boncu düşünce: Abdullah Cevdet’in tercümeleri ve Celal Nuri’nin katkıları.
  • Comte’un sosyoloji anlayışı: Ahmet Rıza’nın yazıları.
  • Science Social ekolü: Sabahattin Bey’in Demolins ve Descamps ile tanışması sonrasında kurduğu Teşebbüs-ü Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti’nin yayın organı Terakki (1906) dergisinde kaleme aldığı yazılar, çok sayıdaki İzah’ları ve Türkiye Nasıl Kurtarılabilir? (1915) gibi siyasi parti programı niteliği taşıyan metinleri
  • Organizmacı sosyoloji anlayışının etkileri: Suphi Ethem’in Sosyoloji (1911) ve Ethem Necdet’in Tekâmül ve Kanunları (1913) eserleriyle Ahmet Şuayb, Sâtı el-Husrî ve Bedii Nuri gibi isimlerin çeşitli dergilerde kaleme aldıkları yazılar.
  • Marksist eğilim: İştirak mecmuası etrafında toplanan Hüseyin Hilmi ve Refik Nevzat aydınlar.

Demolins’ten yapılan Yollar (1912), Anglo-Saksonların Esbabı Faikiyeti Nedir? (1910/1914 ?) ve Mevki-i İktidar (1910/1915 ?) gibi tercümeler ile Mustafa Suphi’nin Célestin Bouglé’den yapmış olduğu İlm-i İçtima Nedir? (1910)tercümesinin yanı sıra Ahmed Sanih’in ve Rüşdü İbrahim’in Sai ve Tetebbu Mecmuası (1910) ile Mehmet Ali’nin Donanma Mecmuası (1915)’nda yaptıkları çeşitli tercümeler bu dönemdeki sosyolojik yayınlar arasında öne çıktı.

Sosyolojinin Türkiye’deki akademik meşruiyeti ve kurumlaşması ise, 1910’lardan itibaren sosyolojiyle ilgilenmeye başlayan ve Durkheim’ın sosyoloji anlayışını kendisine rehber edinen Gökalp’in 1914 yılında sosyolojiyi Darülfünun ders programlarına dâhil etmesiyle başlar. (Darülfünun’da sosyoloji dersinin verilmeye başlamasına ilişkin 1910 [Ziyaettin Fahri Fındıkoğlu], 1912 [Cengiz Orhonlu ve Mehmet Yalvaç] ve 1913 [Lütfi Erişçi] tarihlerini verenler de vardır.) 1913-1914 ders yılından sonra Alman hocalar getirilmiş, sınıf düzeninden sömestre düzenine geçilmiş, 1915-1916 öğretim yılından itibaren Edebiyat Fakültesi de kendi içinde bölümlere ayrılmıştır: (i) Tarih ve Coğrafya, (ii) Ulum-i İçtimâî (İlm-i İçtimâî ve İlm-i Mantık okutuluyordu); (iii) Edebiyat ve (iv) Felsefe. Gökalp’in etkisi, kısa zamanda yalnızca İçtimaiyat Kürsüsü’nde değil, Darülfünun’un başka birçok disiplininde de kendisini göstermiştir. Yeni Türkiye için formüle ettiği toplumsal örgütlenme, öncelik ve ihtiyaçlar çerçevesinde edebiyat tarihinden ilahiyata, iktisattan pedagojiye pek çok disiplinin işbirliği içinde gelişmesini sağlamaya çalışır. 1915’te İçtimaiyat Darü’l-Mesaisi’ni kurar, 1917’de İçtimaiyat Mecmuası’nı çıkarır. I. Dünya Savaşı’nın bitiminde İstanbul’un işgal edilmesi ve Gökalp’in, diğer pek çok İttihat ve Terakki üyesi gibi Malta’ya sürgüne gönderilmesiyle birlikte Darülfünun’daki sosyoloji eğitimi de sekteye uğrar. I. Dünya Savaşı’nın bitimiyle birlikte Edebiyat Fakültesi –(i) Edebiyat; (ii) Tarih; (iii) Coğrafya ve (iv) Felsefe olmak üzere– dört esas kısma ayrılır.

Cumhuriyet’in kurulması sonrasında gerek Mehmet İzzet’in –genç yaşta vefatı nedeniyle kısa süren– faaliyetleri gerekse Necmeddin Sadak’ın çalışmaları, dönemin istikrarsızlıkları ve karmaşık gelişmelerinin de etkisiyle, sosyolojiyi Gökalp dönemindeki etkisine ve yaygınlığına kavuşturmakta yetersiz kaldı. Gökalp’in Malta’ya sürgün edilmesinden yaklaşık olarak 1940’ların başlarına kadar olan dönemde Sosyoloji müstakil bir bölüm olarak örgütlenmedi ve Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde ya da İktisat ve Hukuk Fakültelerinde okutulan bir ders muamelesi gördü. Bu durum, söz konusu verimsizliğin sebepleri arasında değerlendirilebilir.

1928’de kurulan ve Felsefe ve İçtimaiyat Mecmuası isimli bir de yayın organına sahip olan Türk Felsefe Cemiyeti bünyesinde de sosyoloji çalışmaları yapıldı. Bu dönemde Türkiye’deki Durkheimcı sosyoloji geleneğinin dışında ‘yeni temayüller’ ortaya çıktı. Bu eğilimlerin temsilcilerine iki örnek verilebilir: 1933’ten itibaren Hukuk Fakültesi birinci sınıf müfredatına dâhil edilen sosyoloji dersini veren –1933 Üniversite Reformu çerçevesinde Hukuk Fakültesi bünyesinde kurulan ve sonrasında İ.Ü. İktisat Fakültesi’nin de çekirdeğini teşkil eden İktisat ve İçtimaiyat Enstitüsü öğretim üyelerinden– Alman akademisyen Gerhard Kessler ve yayımladığı Muasır Avrupa İçtimaiyatı (1933) isimli çalışmasında Amerikan sosyolojisini benimsediğini belirten Ankara Gazi Terbiye Enstitüsü muallimlerinden M. Saffet. 1933 Üniversite Reformu’yla, eskiden Felsefe bölümüne bağlı ders mahiyetindeki İçtimâiyat’ın (Sosyoloji) müstakil bir bölüm olması öngörüldü fakat Edebiyat Fakültesi kadrosunda müstakil bir sosyoloji kürsüsü bulunmadığı için, 1936-1940 arasında sosyoloji kürsüsüz ve çeşitli zorluklarla sürdürüldü. Sosyoloji Hasan Ali Yücel’in desteği ve Hilmi Ziya Ülken’in gayretleriyle ancak 1941’de yeniden kürsü haline geldi.

Ülken derin entelektüel kişiliği ve zengin akademik ilgisiyle sosyoloji bölümünün kurumsallaştırılmasında öncü bir rol üstlendi; sosyolojinin yanı sıra mantık, felsefe, ahlâk ve sanat gibi alanlarda da birçok kıymetli eser üretti. Batı dünyasındaki düşünsel gelişmeleri çok yakından takip ediyordu ve Türk akademi çevrelerini yeni düşünsel gelişmeler konusunda hızlı bir şekilde bilgilendiriyordu. Kurucusu ve yöneticisi olduğu İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Dergisi’nde bu türden pek çok araştırma metni, makale vs. yer almaktaydı. Ülken aktif bir sosyolog olarak uluslararası sosyoloji topluluklarıyla da etkin bağlar kurdu. Onun öncülüğünde İstanbul Üniversitesi ve Türkiye uluslararası sosyoloji kongrelerine ve farklı alanlardan birçok toplantıya ev sahipliği yaptı. Onun başkanlık yaptığı yıllarda İÜEF Sosyoloji Bölümü’ne yurtdışından birçok önemli sosyal bilimci gelerek ders, konferans ve seminerler verdi.

1961-1962 öğretim yılında Sosyoloji Bölümü, kendi içinde iki “sertifika”ya ayrıldı: Umumî Sosyoloji ve Tecrübî Sosyoloji. Tecrübî Sosyoloji Sertifikası ders programında Doç. Dr. Nurettin Şazi Kösemihal Sosyoloji Tarihi, Köy ve Şehir Sosyolojisi, Tecrübî Sosyoloji Metod ve Teknikleri, Tecrübi Sosyoloji Araştırmaları, Sosyolojiye Giriş, Ana Sosyoloji Eserleri Semineri ve Yabancı Dilde Metinler (Asistan Ayda Tanyeli Yörükan) derslerini veriyordu. Umumî Sosyoloji Sertifikası ders programında ise Doç. Dr. Cahit Tanyol Sosyolojinin Ana Kavramları, Ana Sosyoloji Eserleri, San’at ve Cemiyet, Örf ve Adetler Sosyolojisi, Sosyal Ahlak ve Yabancı Dilde Metinler (Asistan Turhan Yörükan) derslerini veriyordu.

1960 sonrasında hem akademik kurum ve akademisyen sayılarındaki artış hem de Türkiye’nin sanayileşme ve planlı ekonomi dönemine geçişi ile birlikte sosyal siyaset bağlamında, çeşitli alanlarda sosyolojik çözümlemelere duyulan ihtiyaç artmaya başladı. Bu tarihten itibaren sosyal yapı tartışmalarının hızlı biçimde arttığı görüldü. Aynı süreçte tarihle yeniden yüzleşme olarak da nitelendirilebilecek tarih tartışmaları da alevlendi ve bu tartışmalar birbiriyle bağlantılı özellikler göstermeye başladı.

27 Mayıs 1960 askerî yöneticileri –kamuoyunda bilinen adıyla– “147’liler”den biri olarak değerlendirdikleri Hilmi Ziya Ülken’i İÜEF Sosyoloji Bölümü’ndeki görevinden uzaklaştırdılar. Her ne kadar daha sonra geri dönmesine izin verildiyse de, Ülken akademik faaliyetlerini –daha önce yarı-zamanlı olarak ders verdiği– Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi bünyesinde sürdürmeyi tercih etti.

Hilmi Ziya Ülken’in bölümden ayrılmak zorunda kalmasından sonra, bölüm başkanlığı 1970’lerin başındaki vefatına kadar Prof. Dr. Nurettin Şazi Kösemihal tarafından icra edildi. Onun vefatıyla birlikte de Prof. Dr. Cahit Tanyol, 1982’deki emekliliğine kadar bölüm başkanlığı görevini yürüttü. 1980’den itibaren Sosyoloji Bölümü, 1982-1993 arasında bölüm başkanlığı görevinde bulunan Prof. Dr. Baykan Sezer’in öncülüğünde, yerli bakış açısı etrafında Batılı toplum öğretileriyle eleştirel bir ilişki içerisinde olan, sorgulayıcı ve toplum tarihimizin özellik ve meselelerinin açıklanması yolunda çalışmalar yapan bir bölüm olarak öne çıktı.

Bu çerçevede İÜ Sosyoloji Bölümü’nde, bu perspektife uygun dersler müfredata dahil edildi, yüksek lisans ve doktora programları açıldı, Sosyoloji Dergisi tekrar yayımlanmaya başlandı (3. Dönem), Sosyoloji Araştırma Merkezi’ni yeniden canlandırma yönünde yoğun bir uğraş verildi, İÜEF Sosyoloji Bölümü’nün Kuruluşunun 75. Yılı, Amerika’nın Keşfinin 500. Yılı gibi ulusal ve uluslararası toplantılar tertip edildi… Pek çok düzlemde yürütülen bu faaliyetlerle yerel ve küresel düzeyde yaşanan gelişmelerle ilgili düşünceler üretme ve bunları akademik camia ile paylaşma yönünde önemli kazanımlar elde edildi. Sosyoloji Bölümü’nün bu yöndeki çalışmaları, zenginleşen ve çeşitlenen akademik kadrosunun da gayretleriyle, Prof. Sezer sonrasında Sosyoloji Bölüm Başkanlığı görevinde bulunan Prof. Dr. Ümit Meriç, Prof. Dr. Mahmut Arslan ve Prof. Dr. Korkut Tuna dönemlerinde daha da kuvvetlenerek ve çeşitlenerek sürdü, sürmeye de devam ediyor.

Temelleri 1914’te Ziya Gökalp’in öncülüğünde atılan İÜEF Sosyoloji Bölümü, Türkiye’nin ilk ve en köklü sosyoloji kürsüsü. Kurulduğu günden bugüne, Ziya Gökalp’ten Hilmi Ziya Ülken’e, Baykan Sezer’den akademik faaliyetlerini ve üretimlerini halihazırda bölümümüz bünyesinde yürüten mevcut öğretim üyesi kadrosunun çalışmalarıyla daima geçmişi güncelle birleştirmek suretiyle dünümüzü, bugünümüzü ve geleceğimizi aydınlatan pek çok ciddi akademik ürün ve yaklaşım ortaya koyma başarısı gösterdi. Gerek dünya ve gerekse de Türk sosyolojisinin zengin birikimi üzerinde yükselen İÜEF Sosyoloji Bölümü; öğretim ve akademik faaliyetlerini, geçmişi bugünle ve gelecekle, tarihi felsefeyle, ekonomiyi siyasetle… birleştiren bir yaklaşımla sürdürmeye özen gösteriyor. İÜEF Sosyoloji Bölümü’nün bu başarı ve misyonu devam ettirme yönündeki çalışma arzusu, ilk günkü canlılığını koruyor.