Perge’nin Gezen Heykelleri

Alt kısmı 1980 kazısında Perge güney hamamının “Klaudius Peison  / Claudius Piso Galerisi”nde açığa çıkarılan, üst kısmı ise definecilerce kazılıp çeşitli el değişikliklerinden sonra New York Metropolitan Museum salonlarında ve Boston Museum of Fine Arts koleksiyonlarında beliriveren Herakles Farnese heykelinin öyküsü, 22 Eylül 2011 tarihinde üst parçanın ülkemize iade edilmesi ve tümlenen eserin 9 Ekim 2011 tarihinde Antalya Müzesi’nde törenle sergiye açılması üzerine, gerek güncel medyada, gerekse popüler nitelikli arkeoloji dergilerinde uzman olan ve olmayan kişilerce defalarca nakledilmiştir. Herakles Farnese heykeliyle ilgili sevindirici “kavuşma” bu şekilde dillendirilirken, Perge Kazısı Başkanı Prof. Dr. Haluk Abbasoğlu’nun izni ve desteğiyle 2010 yılı heykeltıraşlık buluntuları üzerindeki çalışmalar sürdürülmekteydi: Güney hamamın palaestrasında bulunan kolossal Lucius Verus heykeline ait parçalar yayımlanmış, sütunlu caddelerin kavşağı çevresinde batı taraftan gelen eserler ele alınmaya başlamıştı. Bu buluntular arasındaki Isis başının (res. 1, Antalya Mz. env. 2010/598) yayınına yönelik olarak Perge Arşivi’nde yaptığımız araştırma, başın 1973 yılında aynı kavşağın doğu tarafındaki Demetrios-Apollonios takı yakınında iki parça halinde ele geçen vücut ve kaide (Antalya Mz. env. 5.63.73 + 13.63.73) ile birleşebileceğini düşündürdü. Ancak, Antalya Müzesi’nde gerçekleştirmek istediğimiz birleştirme denemesi, söz konusu torso ve kaidenin 2002 yılında T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü emri üzerine, yine Perge’ye ait dört heykeltıraşlık buluntusu ile birlikte Isparta Müzesi’ne gönderilmesinden ötürü, mümkün olamadı.   Bu durumda, gerekli izinler alınarak 15 Mart 2012 tarihinde Antalya Müzesi’nde bir mulaj çalışması yapıldı. Bu çalışma Dr. Özgür Turak ve şahsımın gözetiminde restorasyon teknikeri Nazım Can Cihan tarafından uygulandı. Isis başının kırık boyun yüzeyinden alınan silikon kalıptan elde ettiğimiz alçı mulaj, ertesi gün Isparta Müzesi’ne götürülerek, daha önce birleştirilmiş vücut (res. 2, Isparta Mz. env. 4.5.02) üzerinde denendi. Deneme, 2010 başının 1973 heykeline aşınmış kenarlar dışında kırık kırığa oturmasıyla, düşüncemizin isabetli olduğunu kanıtladı.  1973+2010 Isis heykeline dair makalemiz yayımlanmak üzere teslim edilmiştir.   Antalya Müzesi’nden Isparta Müzesi’ne giden diğer Perge buluntuları ise, iki erkek torsosunu (Isparta Müzesi env. 4.1.02 ve env. 4.3.02), başı eksik olan bir erkek heykelini (Isparta Müzesi env. 4.4.02) ve bir kadın torsosunu (Isparta Müzesi env. 4.2.02) kapsıyordu. Erkek torsolarından biri 1970 yılı çalışmaları sırasında tiyatroda, erkek heykeli ve ikinci erkek torsosu –tıpkı Isis heykeli gibi– 1973 kazısında kavşakta, kadın torsosu ise 1984 kazısında geç dönem kapısı civarında açığa çıkarıldıktan sonra Antalya Müzesi’ne teslim edilmiş ve müze envanterine girmişti. Anılan buluntu yerlerinden ikisinde –sütunlu caddede ve tiyatroda– halen çalışmalar devam ettiğinden ve 2012 yılında da devam edilmesi planlandığından, heykele ve torsolara ait yeni parçaların bulunma ihtimaline karşı, onlar da tekrar ayrıntılı olarak belgelenmiş ve mulajları alınmıştır (res. 3).   Perge kazılarının çeşitli yıllarına ait beş heykeltıraşlık buluntusu, Herakles Farnese’nin üst kısmı gibi yasadışı bir yurtdışı gezisine çıkıp bütünüyle aykırı bir durum yaratmamakla birlikte, yaptıkları yurtiçi yolculukla bizleri bazı gerçekleri ve ilkeleri hatırlamaya davet etmektedir. Bilindiği gibi, özellikle kazıların uzun yıllar devam ettiği büyük antik kentlerde bir nesneye ait parçalar farklı zamanlarda açığa çıkabilmektedir. 2010 Perge kazısında bulunan Isis başının 37 yıl önce bulunmuş gövdeyle birleşmesi, bu bağlamda çok yeni, somut ve kritik bir örnektir. Bu durum, kazıların devam ettiği ören yerlerine ait buluntuların, kazı ekibinin kolayca ulaşıp çalışmalarını sürdürebileceği, ören yeri yakınındaki bir müzede ve bir arada korunmasını zorunlu kılar. Aksi halde parçaların bir araya getirilmesi ve diğer birçok bilimsel çalışma, sekteye uğrayacaktır. Fakat bundan da önemlisi, eserlerin başka başka yerlere götürülmesi sonucunda arkeolojik bütünlüğün bozulmasıdır. Yine bilindiği gibi, kontekstlerin belirlenmesi birçok nedenden ötürü arkeolojik araştırmaların belkemiğini oluşturur. Titizlikle belgelenmiş olsalar dahi, buluntuların farklı yerlerde korunması, ister istemez bazı bilgi kayıplarına yol açacak ve kontekst bütünlüğüne zarar verecektir. Bu durum yalnız buluntu yeri değil, buluntunun taşındığı / buluntuyu alan yer açısından da geçerlidir. Yine Perge buluntularından devam edersek:  Perge’ye ait beş heykeltıraşlık buluntusunun 2002 yılından bu yana sergilendiği Isparta Müzesi ve onun kaynak alanı da kanımca taşıma işleminden yarardan çok, zarar görmüştür; müze gerçekte bölgesine ait olmayan buluntularla sanal bir “görüntü” yaratmak zorunda kalmıştır.   Taşınan buluntularla ilgili olarak, kazı başkanımız Prof. Dr. Haluk Abbasoğlu, Perge buluntularının korunduğu Antalya Müzesi’ne iade edilmelerine yönelik başvuruda bulunmuştur. Dileğimiz, dönüş yolculuğunun kısa zamanda tamamlanmasıdır. İnci Delemen
24/12/2012
1719 defa okundu

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi

Ordu Cad. No. 196, 34459 Laleli / İstanbul

Tel: 0 (212) 440 00 00